Şirince’de Mimari Estetik ve Huzur Bir Arada

Şirince, İzmir’in Selçuk ilçesine bağlı şirin mi şirin bir köy. Yaklaşık 8 kilometrelik bir yolla ulaşılabilen bir dağın tepesinde yer alıyor. Bir tarafta üzüm bağları, diğer tarafta ise zeytinliklerle çevrili… Şirince deyince akla hemen lezzetli meyve şarapları geliyor. Bir de tabii ki Rumlar’dan kalan, tamamı beyaz boyalı tarihi evleri…
Şirince’nin tarihçesi

Eski kaynaklarda “Dağdaki Efes” olarak anılan Şirince’de yerleşimin, Efes kentinin dağılıp limanın Kuşadası’na (Scala Nova) taşınmasıyla dağa çıkan küçük bir grup sayesinde başladığı düşünülüyor. Şirince’de bilinen en eski yapı Helenistik dönemden kalma. Büyük bir olasılıkla Efes kentinin kurulduğu Lysimakhos çağına ait olan bu yapı aslında bir kule. Bugün ise yörede manastır olarak biliniyor.
Aslında köyün bundan önceki adı “Çirkince”… Burada yaşayanların, köyü diğerlerinden gizleyerek bakir kalmasını sağlamak için bu adı verdikleri söyleniyor. 1780’li yıllarda Osmanlılar tarafından iskan edilen köye, toprağı işleyip vergi verirler düşüncesiyle Rumlar yerleştiriliyor. Şirince, Rumlar sayesinde hızla kalkınıyor ve yaklaşık 5000 nüfus barındıran 1800 haneli bir köye dönüşüyor. Bugün bile Rumlar tarafından dağlık yamaçlara kurulan üzüm bağları ve zeytinliklere bakınca, takdir etmemek mümkün değil.

9 Eylül 1922’de İzmir’in düşman işgalinden kurtarılmasından sonra Ege bölgesinde yaşayan pek çok Rum gibi Şirince ahalisinin büyük bir bölümü de Yunanistan’a göç etti. 1923 yılında gerçekleştirilen nüfus mübadelesiyle de Selanik, Kavala ve Provusta’dan gelen Türkler köye yerleştirildi. Cumhuriyet’in ilk yılarında köyü ziyaret eden, dönemin İzmir Valisi Kazım Dirik, Çirkince’nin adını “Şirince” olarak değiştirdi. Kazım Dirik’in “Böyle güzel bir yer Çirkince olamaz, olsa olsa Şirince olur” dediği söylenir.
Kaynak: yapi.com.tr / Aslı ELİTSOY